Bitmemiş hikayeler vardır. Son sözü yoktur onların. Ne bir tebessüm
bırakırlar yüzünüzde, ne bir damla gözlerinizde, ne de bir titreme
dudaklarınızda. Onlar aynı zamanda hem yaşanmış hem yaşanmamıştırlar. Sayfalarında hem en çok hissettiğiniz, en
derine indiğiniz, en açılmayan kapıları açtığınız, hem de en kızdığınız, yeri gelince vurup kırıp savurup
savurduğunuz, yeri geldiğinde süt liman denize döndüğünüz ama sonu olmayan hikayelerdir.
O yüzden de duygusu yoktur artık. Boşluktur hissi, bir nevi ifadesizlik. Her sonu koymaya
çalıştığınızda daha derin bir sessizlik daha bir tanımsız hale gelirler.
Gerek yoktur o hikayeleri bitirmeye
çalışmaya. Belki de o hikayeler değil mutlu, acı bir sonu bile hak etmezler.
Askıda kalmaya mahkumdurlar onlar. Hissizlikte kaybolmaya. O hikayelerin satır
aralarına takılmamak gerekir çünkü o satırların arası sadece sizden bir şeyler
almıştır. En güzel tarafları ise size yeni raflar yaptırtmışlardır, ve o
raflardan başka bir gözlerle başka halde ama daha güçlü bakarsınız diğer hikayelere.
Bir kere duyduğunuz ama sonra bir daha
asla dinleyemediğiniz şarkı gibidirler. Başkasında çok beğendiğiniz ama size
hiç yakışmayan bir elbisedir bazen. Boğaz’da asla bir daha yakalayamadığınız
bir akıntı, yarışta hiç bir daha aynı yönden esmeyen bir rüzgar
edasındadırlar. Küçükken misafirlikte
ayıp olmasın diye ne olduğunu bilmeden yediğiniz bir yemek ya da nerden
alındığı bilinmeyen kırılmış bir oyuncaktırlar. Onların da tutunulabilecek bir
sonları yoktur. Zamanında gelmiş,
kendini göstermiş ve süresi dolunca geldikleri gibi gitmiştirler.
Bitmemiş hikayeler vardır. Sonu yoktur
onların, boşluktur onlar. Bitmemesi gereken hikayelerdir. Akışın içinde yok olmaları
için son sözü olmaz onların.